10 Aralık 2012

HANGİ “BELGESEL” ?

Son yıllarda festivaller ve etkinliklerde belgesel sinemanın tanımı üstüne bir sorun yaşanmaya başlandı. Belgesel filmler için kurulan jüriler karşılarına gelen filmlerin çeşitliği karşısında şaşırıyorlar. Yarışma sonunda jüriler, akademisyenler, seyirci ve yaratıcılar arasında çok farklı, uzlaşmaz ve sonucu tartışmalı anlayışlar ortaya çıkıyor. Seyircinin ayakta alkışladığı bir “belgesel” jüri tarafından belgesel kabul edilmiyor, vs. Hatta çıkan tartışmalar sonunda yaratıcıya belgeselin ne olduğu üstüne formüller önerenler, nutuk atanlar bile oluyor. Fakat bazı değişimi sezen bazı anlayışlar da var. Çünkü yarışma sonunda bazı rahatsız jüri yeleri veya akademisyenler tek tek gelip yaratıcıdan “sana haksızlık ettik galiba!” dercesine özür diliyor, veya bunun nedeni sorulduğunda da cevaplayamasalar bile “içimden öyle geldi” davranışları gösteriyorlar. Bunlar neden oluyor diye sormak gerek?

Çünkü dünya çok değişti ve her geçen gün de hızla değişiyor. Televizyon kameraları artık her yerde…. Kameralar artık neredeyse savaşları canlı yayına aktarıyor. Belgeselin ilkçağının klasik örneği Kuzeyli Nanook’u keşfetmek ve onunla ilgili bir belgesel yapmak artık çok gerilerde kaldı. Öyle bir şey/birisi bulunsa bile televizyon kamerası onu 2 dakikada tüketip bir kenara bırakmış oluyor! 

Belgeselin ilkçağını, zamanında TRT’de de oynayan “Leonardo da Vinci” zaten kapatmıştı. Anlatıcının görüntü akışına girip çıktığı, düzenlenmiş sahnelerle birlikte (yarı-yapıntı/restore edilmiş kalede Leonardo Da Vinci’nin yaşamıyla ilgili canlandırılmış sahneler!) bu dizi ile belgesel yeni bir çağa girmişti. 

Ön belirtilerini, yine TRT’de izlediğimiz “İpek Yolu”ndan sonra belgesel sinema “Baraka” ile yeni bir çağa girdi. Baraka, dünya üzerinde her gün yayın yapan binlerce televizyon ekranında görülen görüntülere karşı verilen en güzel bir cevaptı. Üzerinde 20 yıl geçse de belgeselin çıtası artık Baraka’nın koyduğu gerçeğin lirik anlatım çıtasıdır. 

Film üretim tarzı pelikül filmden elektroniğe doğru değiştikçe, üretim tarzı da artık yaratıcının kişisel tasarrufu altına girdi/giriyor. Belgeselci artık çekeceği konu için sermayeden izin almak zorunda veya televizyonlarda gösterim için onlardan (pek) izin almak zorunda değil. Hele hele onların dayattığı formatları kullanmak zorunda hiç değil…  Belgesel, kısa film ve video-art şimdi altın çağını yaşıyor. 

Belgesel artık hareketli görüntünün, katı klasik belgesel tanımından görsel antropolojiye kadar geniş bir skalada yeni keşifler yaparken, ağdalı, şiirsel bir metinle görüntülere zorla başka anlamlar yüklemeye çalışan çoğu TRT belgeselleri bir yana biz neredeyiz? Üniversiteler hala kitaplardaki tanımlarla eğitime devam ederken festivaller/etkinlikler de hala eski yarışma veya gösterim başlıklarını korumaya devam ediyorlar. Bence yeni yaklaşımları görseler iyi olacak. Yoksa daha çok özür dilemek zorunda kalacaklar.
Hüseyin Kuzu

NOT: Bu yazı, yazarı ve ilk alındığı yayın yeri belirtilerek, başlığı değiştirilmeden, dileyen herkes tarafından bütün olarak izinsiz yayınlanabilir veya bir kısmı alıntılalanabilir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder